Mizahi anlatımlar eşliğinde gökler, yer, vücudumuz, bitkiler, hayvanlar… tüm âlemi kapsayan kısa ve eğlendirici bir iman yolculuğuna çıkıp, uğradığımız yerlerde Rabbimizin varlığını ve birliğini akli, mantıki ve ilmi delilleriyle sanki karşımızda levha izler gibi bir kesinlikle akıl gözümüzle görüp, haşrin yani ölümden sonraki hayatın gelmesini gelecek baharın gelmesi gibi kesin bir şekilde sanki ahiretin caddelerinde gezer derecesinde anlayarak, Peygamber Efendimizin (sav) risaletinin ve Kuran’ın hak olduğunun birçok parlak delilleriyle ispat edileceğine şahit olunacak inşallah.
NÜKTE
Ecnebi bir filozof gelir Anadolu’ya, sorular sorup Nasrettin Hoca’nın ilmini ölçecek güya. Lisan bilmediği için sorar işaretlerle, hoca da aynen cevap verir hareketlerle. Filozof yere eliyle çizer bir çember, hoca da ortasından bir çizgi çeker. Filozof bu sefer çemberden dikey bir çizgi çizer, hoca da eliyle üçü benim biri senin der. Filozof parmaklarını sallar aşağı doğru, hoca da parmaklarını tutar yukarı doğru. Filozof çemberin üstünde gezdirir avucunu, hoca da üfleyip gezdirir dudağının ucunu. Filozof çemberin üstüne yumruklar vurur, hoca da hafifçe sallar gibi yapar durur.
Filozof memleketine dönünce çevresi der, Nasıl buldun ilmini? Der şaştım hoca âlimmiş meğer. Dünyayı kastederek yere çizdim bir çember, hoca da dedi ortasından ekvator geçer. Dört parçaya bölünce dedim nedir bu, dedi dörtte biri toprak dörtte üçü su. Dedim kaynağı nedir neden yağar nisan yağmurları, dedi yeryüzünden sular buharlaşıp çıkar yukarı. Dedim kışın yer neden tamamen beyaz olur, dedi soğuk rüzgârlar eser atmosfer soğur. Dedim yer neden sallanır olur depremler, dedi altında olur dâhili değişimler.
Hocaya dostları der, “Noldu, ne dedi filozof?”
Der, “Yere çizdi kocaman bir tepsi kadayıf. Ortasından bir çizgi çekip dedim yarısı benim, yok olmaz deyince dedim al dörtte biri senin. Dedi üzerine serpsek fıstık, ceviz, susam, darı; dedim iyi olur köz köz olsun ateşin ayarı. Dedi nasıl olur üstüne tamamen kaymak çeksek, dedim üüff harika olur pişse de çabuk yesek. Üstünde fıstıkları ezelim mi dedi herif, dedim şerbetini kaçırırsın sallamalı hafif.”